•   0 212 570 80 20
      0 552 223 98 97  



    Programlarımızdan
    haberdar olmak için sosyal
    medyada bizi takip edin.

      


    ZİYARETÇİ DEFTERİ
    Rugem Logo

    DEPRESYONUN ÇEŞİTLERİ, NEDENLERİ

    Depresyonun Çeşitleri, Nedenleri ve Antidepresanlar

    Herkesin kendisini yalnız, bitkin ve kederli hissettiği dönemler olabilir. Bu durumun süresinin ve derinliğinin olağan dışı artması, depresyonun araştırılmasını gerektirir.

    Tüm depresyonlar aynı değildir. Distimi olarak da bilinen kronik depresyon ve majör depresyon en sık görülen depresyon çeşitleri olmakla beraber, kendine özgü bulguları ve tedavi biçimleri olan farklı depresyonlar da vardır.
     
    • Distimik Bozukluk (Distimi): Genç yaşlarda başlayan ve uzun süre devam eden bir depresyon çeşididir. Bu tanının konabilmesi için kişinin en az 2 yıl veya daha fazla süredir hafif veya orta düzeyde depresyon yaşıyor olması beklenir. Başkaları için yaşama, aşırı sorumluluk alma, nedensiz suçluluk duygularına eşlik eden yorgunluk ve isteksizlik, iştah ve uyku bozuklukları ile seyreder. Deyim yerindeyse, öldürmez ama süründürür.
     
    • Bipolar Depresyon: Duygu durumunda savrulmalar vardır. Bir dönem aşırı enerji artışı, coşku ve heyecan dolu manik dönemi, bazen saatler bazense aylar boyu sürebilen ağır depresyon dönemleri izler.
     
    • Mevsimsel Depresyon: Genellikle kışın ortaya çıkar ve diğer mevsimlerde kişi kendisini genellikle iyi hisseder. Gün ışığı yetersizliği ile ilintilidir.
     
    • Doğum Sonrası Depresyonu: Pek çok anne, doğumu izleyen dönemde, hormonal ve psikolojik değişim nedeniyle hafif bir depresyon yaşar. Az sayıda kadında ise, depresyon ağır seyreder. Hayaller görme, çıldırma hali ortaya çıkabilir. Bu durum, kadının iyi bir anne olamayacağı kaygısını tetikler ve tablo daha da ağırlaşabilir.
     
    • Atipik Depresyon: Bu tip depresyona kadınlarda daha çok rastlanır. Uzun süreli aşırı yeme, aşırı uyku, panik atak ve aşırı hassasiyetle seyreder. Kol ve bacaklar kurşun gibi ağırlaşmış hissedilir. Sıklıkla, sevgili veya eş tarafından terk edilme, iş yerinde yöneticinin kötü muamelesi gibi reddedilme halleri sonrası ortaya çıkar. Çok ağır bir tablo olmamakla beraber, kişinin yaşam kalitesini düşürür. Olumlu olaylar bu tabloyu kolaylıkla düzeltir.
     
    • Psikotik Özellikler Gösteren Depresyon: Ağır bir depresyon tablosudur. Hastanın gerçeklik algısı bozulur. Halüsinasyonlar (hayal görme), olmayan sesleri duyma gibi bulgulara rastlanır. İntihar olasılığı yüksektir. Acil tıbbi müdahale zorunludur ve intihar riski nedeniyle hastane bakımı gerektirebilir.
     
    • Majör Depresyon: Ciddi bir tıbbi tablodur. Hemen her yaşta görülebilmekle birlikte ortalama başlangıç yaşı 32 olup kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanır. Her biri en az 2 hafta sürmüş olan bir veya daha fazla majör depresyon tablosunun varlığı ile tanı konur. Ağır bir depresif ruh hali, hayattan zevk alma hissinin kaybı, ciddi uyku ve iştah bozuklukları gözlenir. Her şey anlamsız görünür. Banyo yapmak, giysilerine özen göstermek gibi öz bakım çabalarından kaçınma olabilir. Günlerce yatakta kalıp, ciddi beslenme sorunları yaşanabilir. Hastaların %10-15’i intihar edebildiği için, majör depresyonlu hastanın intihar eğilimi yakından takip edilmelidir. Tıbbi müdahale zorunludur.
     
    Depresyonun nedenleri:
     
    Depresyon, tepkisel, organik veya içsel kaynaklı olabilir. Bu üçü, sıklıkla kliniklerde ayrıştırılmaz. Kişi her üçünü aynı anda yaşıyor da olabilir. İyi bir hekim, depresyonun türünü saptama konusunda ciddi çaba göstermelidir.
     
    Tepkisel depresyon, bir kayıp ya da düş kırıklığı yaşandığında verilen doğal bir yanıttır. İş kaybı, boşanma, sevilen bir yakının ölümü gibi durumlar, kişinin yaşamla olan denge ve uyumunu ciddi biçimde bozacağından, psikolojik sorunlar yaratabilir. Bu tepkinin, makul bir süre devamı normaldir. Uzaması halinde çözüm gerektirir.
     
    Organik depresyon, biyolojik nedenlerden kaynaklanır. Kansızlık, vitamin eksiklikleri, hormonal sorunlar gibi sorunlar varsa, bunların saptanması ve düzeltilmesi gerekir. Bazen, aile içinde, depresyona yatkınlık durumu, genetik geçiş gösterebilir. İnsanların günlük yaşamlarında kolaylıkla altından kalktıkları sorumluluklar, bu insanlar tarafından muazzam bir yük olarak algılanır. Ailevi seyir gösterenlerde, beyin biyokimyasında sorunlar olabilir ve bu hastaların antidepresan ilaçlardan yararlanma şansları vardır.
     
    İçsel depresyon, insanın en temel özelliği olan merak ve anlam arayışıyla ilgilidir. İnsan, yaşamını bir öykü şeklinde yaşar. Her şeye anlam yükler. İnsanlara, eşyalara, olaylara verdiği anlam, çoğu kez toplumun genelinde kabul gören değerlerle sınırlı ve hatalıdır. Diğer yandan, insan beyni, toplumsal kuralları sıklıkla sorgular ve onlarla ya çatışır ve harekete geçer ya da bu çatışmayı bastırır.
     
    Aile ve mahalle baskısı, namus meseleleri, geçim sıkıntıları, iç içe geçmiş yaşamlarla bunalan, hurafelerle ve cehaletle doğru düşünmekten alıkonan, amaçsız, yaratıcılığı ketlenmiş insanların, kendisini yaşamıyor gibi hissetmesinden daha doğal ne olabilir?
     
    İçsel ve sosyal çatışmaların nedenlerinin farkına varan ve kendi değerler sistemini oluşturabilen bir insan, hayatının kontrolünü ele alır. Yaşamının değerler sistemi, aklına ve gönlüne yatar. Potansiyelini ortaya koyar. Kendisine uygun amaç ve hedefler oluşturur, bunları hayata geçirir.
     
    Bazılarımız sorgulamayı eyleme dönüştürebilirken, evlenmek, ev emekçisi ve anne olmak istemeyen pek çok kadın, istemedikleri eğitim ve mesleklere zorlanan gençler, katı saatlere bağlı ve yaratıcılıktan uzak iş yaşamına tepki duyan pek çok insan, toplumun baskısına direnemediği için, dayatılana boyun eğip, mutsuz yaşamlarını birer mahkûm gibi sürdürüp tamamlarlar.
     
    Kendi dar sınırlarımızın ötesine bizi taşıyan ve kendimize ait bir yaşam amacımız yoksa boğuluyor gibi hissetmemiz, yaşamdan kopmamız kaçınılmazdır.
     
    Duygularımızı, beceri ve yetersizliklerimizi anlamayı, yaşantımızı daha anlamlı hale getirmeyi hedeflemeyen hiçbir tedavi programı, gerçek bir depresyon tedavisi olarak adlandırılamaz.
     
    Doktora başvuran hayata küskün hemen her insan, yukarıda saydığım birbirinden farklı ve bazen de birbiriyle iç içe geçmiş depresyon nedenleri araştırılmadan, 5-10 dakikalık bir konuşma sonunda boynuna hastalık yaftası asılarak, leblebi gibi antidepresan ilaçlar yazılıp gönderilmektedir.
     
    Bunun, doğru tıbbi yaklaşım olduğunu söylemek çok zor, eğer tıbbi etik konusunda yeterince duyarlıysak!
     
    Ya da kişinin kendisini anlamasına yardımcı olacak bilimsel kaynaklara yönelmesini, iç görü ve toplumsal kimliğini geliştirmesine yardımcı olacak felsefi bilgileri kazanmasını sağlamaksızın; terapi adı altında yapılan, terapistin önyargıları ve değerler sistemine dayanarak, bir otorite figürü olarak verdiği basmakalıp nasihatler, bir dostla, üstelik para ödemeden yapılan bir sohbetten farklı olarak kişiye ne kazandıracaktır?
     
    İlaçlar konusu ise çok ciddidir. Bugün, uluslar arası ilaç firmalarının en büyük kazanç kalemi, antidepresan ilaçlardır. Büyüsünü giderek kaybeden bu dünyada, bu ilaçlar, çaresiz insanların derin iç çatışmalarını ve toplumun dengesizliklerini uyuşturmanın en büyük aracı haline gelmişlerdir.
     
    Ancak sınırlı sayıda olguda kullanımı haklı tıbbi gerekçelere dayandırılabilecek bu ilaçların rastgele ve kontrolsüz bir sıklıkla yazılması, tıbbi bir hata ve sosyal bir sorumsuzluktur.
     
    Antidepresanların bilinen yan etkilerinden bazıları şunlardır:
     
    • Bitkinlik
     
    • Ağız kuruluğu
     
    • Bulanık görme
     
    • Cinsel istek ve fonksiyonların azalması veya kaybı
     
    • Gerginlik ve titreme
     
    • Aşırı uyku ve bazen de uyku kaybı
     
    • Esneme
     
    • Terleme
     
    • İştah bozuklukları
     
    • Kabızlık
     
    • Kilo artışı
     
    • Çarpıntı
     
    • Kas seğirmeleri
     
    • Şeker hastalığı (uzun süreli kullanımlarda risk artışı)
     
    • İntihar riski (özellikle 25 yaş altı hastalarda)
     
    Bu yan etkilerin, gerçek anlamda tedavi edici olmayan, yalnızca yakınmaları maskeleyen bir ilaç programı sonucunda ortaya çıkabildiği göz önüne alındığında, ilaçlarla tedavinin, sadece kendisine ve etrafına zarar verebilen az sayıda organik depresyonlu hastayla sınırlandırılması gerektiği açıktır.
    ;
    Holistik Tıp Programlarımızdan Haberdar Olmak İçin Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
    Bu sitenin içeriği, izinsiz kopyalanamaz. Anasayfa  ·   Biyografi  ·   Hastalıklar  ·  Yazılar  ·  Randevu  ·  İletişim
    Web Tasarım Data1

    Bu sitenin içeriği, izinsiz kopyalanamaz. 
     
    Anasayfa
     
    Biyografi
     
    Hastalıklar
     
    Yazılar
     
    Randevu
     
    İletişim

    Web Tasarım Data1