•   0 212 570 80 20
      0 552 223 98 97  



    Programlarımızdan
    haberdar olmak için sosyal
    medyada bizi takip edin.

      


    ZİYARETÇİ DEFTERİ
    Rugem Logo

    VAROLUŞSAL ANLAMSIZLIK - 9

     

    VAROLUŞSAL ANLAMSIZLIK - 9

     

    Doç. Dr. Şafak Nakajima

     

    Annesi ile ilişkisi iyi olsaydı, kadınların gerçekten anlayabilecekleri tek kitabın, yemek kitabı olduğunu söyler miydi?

    Bu sorunun cevabını bilmiyorum.

    Ama Arthur Schopenhauer benim için, yaşamın karanlık tünellerinde kaybolduğum her zaman kendisine döndüğüm çok önemli bir filozoftur.

    O, tüccar babası 1805 yılında intihar ettiğinde, henüz 17 yaşındadır.

    Babasından, hiç çalışmadan yaşamasına yetecek bir servet kalır.

    Ölen kocasından yirmi yaş genç olan annesi Johanna Schopenhauer zamanla, ünlü bir roman yazarı olur.

    Edebiyat tartışmalarının yapıldığı bir salon açar ve buraya dönemin ünlü edebiyatçıları gelir.

    Genç adam, annesinin özgür yaşam biçiminden ve serbest ilişkilerinden rahatsızdır; onunla sık sık tartışır.

    Bu konuda ne düşündüğünü daha sonra şöyle anlatacaktır:

    ‘’Kadınları tanırım. Evliliği tedarik kurumu olarak görürler. Babam sefil ve zavallı haliyle hasta yatağına mahkûmken yaşlı bir hizmetkâr, sevgi görevi denilen vazifesini ona karşı yerine getirmeseydi tek başına kalırdı. O yalnızlık içinde çökerken sevgili anneciğim partiler veriyor, o acı işkenceler çekerken annem eğleniyordu. Kadınların sevgisi budur.’’

    Göttingen Üniversitesi’nde tıp öğrenimine başlar ama sevmez. Felsefe bölümüne geçer.

    Annesinin yazdıklarını beğenmez.

    Ama onun sayesinde, Johann Wolfgang von Goethe gibi önemli yazarlarla tanışma fırsatı bulur.

    Yine annesinin bağlantıları yardımıyla, ilk önemli kitabını yayınlatır.

    Doğu bilgeliği ve panteizm yani doğanın Tanrı ile aynı olduğu görüşü ilgisini çeker. Bu konularda araştırmalar yapar.

    Hinduizm ve Budizm gibi Doğu felsefi kavramlarını, Batı felsefesince anlaşılabilir hale getiren ilk Avrupalı filozoftur.

    Annesi de onun yazdıklarını beğenmez.

    Evden ayrılır ve annesiyle bağları büyük ölçüde kopar.

    Berlin Üniversitesi’nde ders vermeye başlar.

    Kendisiyle aynı fakültede Friedrich Hegel de ders vermektedir.

    Hegel, idealist diyalektik kuramının kurucusudur. Bu kurama göre, varlık, fikirlerden oluşur; soyuttan somuta gider.

    Schopenhauer’e göre, Hegel’in eserlerinin dörtte üçü saf saçmalık, dörtte biri ise anlaşılmaz bir paradokstur.

    Hegel'le rekabete girer ve derslerini, onun ders saatleriyle çakıştırır.

    Öğrencilerin kendi derslerini seçmesini bekler.

    Hegel her yerde çok popülerdir. Öğrenciler Hegel’i tercih eder.

    Çok rahatsızdır bu durumdan.

    Üniversiteyi terk eder ve İtalya gezisine çıkar.

    Daha sonra tekrar Berlin Üniversitesi’ne girmek ister ancak kabul edilmez. Editörlük, çevirmenlik yapmaya başlar.

    İleride, Karl Marx ve Engels, Hegel’in fikirlerini eleştirerek dialektik materyalizmi geliştirecek ve dünya düşünce tarihinde önemli bir sıçrama gerçekleştireceklerdir.

    Ve Marx,  yardımseverliği hiç kimsenin, etik ve sosyal açıdan Schopenhauer kadar derinden temellendiremediğini söyleyecektir.

    Schopenhauer'ın görüşlerinin; felsefe,  psikoloji, psikanaliz, edebiyat ve müzik gibi alanlara da büyük etkisi olur.

    Örneğin Nietzche onun için şöyle der:

    ‘’Schopenhauer’ın ilk sayfasını okuduktan sonra bütün sayfalarını okuyacaklarından ve dediği her kelimeyi dinleyeceklerinden emin olan okurlarındanım.’’

    Freud ise:

    ‘’...Bunun ilk adımını psikoanaliz atmadı. Başı çekenler filozoflardı, hepsinden önce de büyük düşünür Schopenhauer, ki onun bilinçsiz iradesi psikoanalizin ruhsal güdülerine karşılık geliyor. O düşünür, insanları cinsel faaliyetlerinin anlamını hafife aldıkları konusunda uyardı.’’

    Tolstoy ona hayranlığını şöyle dile getirir:

    ‘’Eminim ki en büyük dahi: Schopenhauer.‘’

    Albert Einstein’ın tespiti çarpıcıdır:

    ‘’Schopenhauer ile birlikte ben de özgür iradenin varlığına inanmıyorum.'’

    Frankfurt'a taşındıktan sonra deneme ve aforizmalarıyla tanınmaya başlar.

    Kendi deyimiyle, insanları sevmez ve tek dostu köpeğidir.

    1860 yılında evindeki koltuğunda dışarıya bakarken ölür.

    Tüm bunları neden anlattım?

    Bir sonraki bölümde tanışacağınız çok sarsıcı görüşlerin sahibinin kim olduğunu ve o düşüncelere kaynaklık eden yaşam öyküsünü bilmenizin, önemli olduğuna inanıyorum.

    Tadımlık bir Schopenhauer kesitiyle bu bölümü noktalayalım:

    ‘’Hayatın, önemsiz şeylerde olduğu gibi, önemli şeylerde de sürekli bir yalan olduğunu kabul etmek zorundayız.

    Verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeylerin özlenmeye değer olmaktan ne kadar uzak olduğunu göstermek için yapıyor bunu.’’

    Devam edecek...

    Önceki bölümler için: http://www.safaknakajima.com/Pages/Articles

     

     

     

     

    ;
    Holistik Tıp Programlarımızdan Haberdar Olmak İçin Sosyal Medyada Bizi Takip Edin!
    Bu sitenin içeriği, izinsiz kopyalanamaz. Anasayfa  ·   Biyografi  ·   Hastalıklar  ·  Yazılar  ·  Randevu  ·  İletişim
    Web Tasarım Data1

    Bu sitenin içeriği, izinsiz kopyalanamaz. 
     
    Anasayfa
     
    Biyografi
     
    Hastalıklar
     
    Yazılar
     
    Randevu
     
    İletişim

    Web Tasarım Data1