0002006507001 1

Benlik Aynasına Bakmak

Gerçek duygularımızı, düşüncelerimizi gizlemeyi çok küçük yaşlardan itibaren öğreniriz. Aileyle başlayıp okulla devam eden gelişim sürecinde, bazen baskıyla bazen de onay almak, güçlü görünmek ve çevremizle çatışmayı en aza indirmek için gerçek benliğimizi saklarız. İyi bir yaşam büyük ölçüde kendimizi ne kadar iyi tanıdığımıza bağlıdır. Benlik farkındalığı ne yazık ki okullarda öğretilmez; o yüzden pek çok insan kendini tanımadan, otomatik pilotta yaşar.

Şiddetin Gölgesinde İlişkilerin Karanlık Kuyuları

Şiddet genellikle tokat atma, yumruklama, tekmeleme gibi fiziksel saldırılarla özdeşleştirilir. Oysa ilişkilerde şiddet, çok daha geniş kapsamlı bir kavramdır. Duygusal, fiziksel, cinsel, ekonomik, ideolojik veya manevi yönden acı çektiren ya da zarar veren her tür tutum ve davranış, ilişkide şiddete işaret eder. Baskı kurarak sindirmek, küçük düşürücü isimler takmak, sürekli eleştirmek, aşağılamak, korkutmak, acındırarak duygusal şantaj yapmak, umursamamak, küsmek, parasız bırakmak, cinsel istismarda bulunmak, aldatmak, terk etmekle, öldürmekle tehdit etmek, suça yönlendirmek, dövmek, yaralamak gibi birçok davranış ilişkide şiddettir.

0001908469001 1
0001918645001 1

Aklın Kutsal Kitabı

Bilgi, kimsenin sizden alamayacağı bir güçtür. Bilgi eksikliğinin olduğu yerde, sorgulanmamış ezberler,değerler, dürtüler ve alışkanlıklarla yaşanır. Kendinizi tanıyıp hayatı anladıkça, geçmişi aşmanız, daha iyi kararlar almanız, engellerle başa çıkmanız, yaratıcı ve anlamlı yaşamanız kolaylaşır.

Endişesiz İlaçsız

Modern hayatın çılgın temposunda milyonlarca insan, yaygın anksiyeteden panik atağa, travma sonrası stresten fobilere uzanan sayısız endişe bozukluğu ile mücadele ediyor.

Endişenin çözümünde ilaca bağımlı tedavi, kalıcı çözümler sunmadığı gibi, ilaçların yan etkileri, yeni sağlık sorunlarına da kapı açıyor. Doğal çözüm olarak sunulan birçok yöntem ise, bilimsel dayanaktan yoksun.

Wi 500 1
Olumun izinde sonlu bir hayatta sonsuz sorgular 13665528 89 B

Ölümün İzinde

Hayatın iki değişmez gerçeği var: doğum ve ölüm

Nerede doğduğumuz, kim olduğumuz, ne kadar yaşadığımız fark etmez; hepimiz aynı sona varırız.

Ölüm, tüm ayrımları silen en büyük eşitleyicidir. Bazen bir fırtına gibi aniden gelir, bazen de ağır ağır yaklaşır. Sevdiklerimizi kaybetmek istemeyiz, ama hayat er ya da geç bizi bu gerçekle yüzleştirir. Kaçınılmaz olanı kabul etmek, acıyı bastırmaktan daha derin bir farkındalık sağlar. Çünkü anlam, kayıpların boşluğunda değil, onlarla kurduğumuz bağda gizlidir.

İnsanlık var olduğu günden beri ölümü sorguladı. Korkuyla baktı, merakla düşündü. Oysa ölüm, doğum kadar doğal, yaşam kadar gerçektir. Bilinmezlik karşısında doğumu nasıl kabul ediyorsak, ölümü de aynı doğallıkla karşılamayı öğrenebiliriz.

Bu kitap, ölümün biyolojik, psikolojik ve felsefi boyutlarına ışık tutarken, kaybın ve yeniden başlamanın iç içe geçtiği o hassas çizgide yürümeye davet ediyor okuru. Çünkü hayat, eksilmeler ve yeniden tamamlanmalarla ilerleyen bir döngüdür.

Unutmayın: Her son, yeni bir başlangıcın eşiğidir.