Felsefeyle iyilesmek 600x600

Felsefeyle “İYİ”leşmek

Hayat bazen öyle akar ki, günü tamamlarken aslında nereye doğru ilerlediğimizi bile fark etmeyiz.

Dışarıdan her şey yolunda görünür; ama zihnimizde aynı soru dolaşır: “Hepsi bu mu? Daha fazlası olmalı.”

İnsanın ruhsal dünyası bir yelpaze gibidir:

• Bir uçta depresyon, kaygı ve duygusal zorlanmalar bulunur.

• Ortada, “idare etmek” dediğimiz yapay bir denge alanı vardır.

• Diğer uçta ise gelişim, tatmin ve potansiyel arayışı yer alır.

Psikoterapi çoğunlukla bu yelpazenin sol tarafına, yani duygusal zorlanmalara odaklanır. Yaşam koçluğu diğer uçta, güçlü yönleri ve potansiyeli ortaya çıkarmayı hedefler.

Felsefi danışmanlık ise bu iki uç arasında bir köprü kurar:

Yalnızca nasıl yaşayacağınızı değil, neden böyle yaşadığınızı da sorgulamanıza alan açar. Düşünceyi, duyguyu, ilişkileri ve anlam arayışını bir bütün olarak ele alır.

Bu programda felsefe; soyut bir bilgi değil, yaşamı anlamlandırmak, duyguları düzenlemek ve varoluşu yeniden şekillendirmek için yaşayan, organik bir rehber olarak görülür.

Araştırmalar; amaçlı ve anlamlı bir yaşam sürdüren insanların daha yüksek yaşam kalitesine sahip olduklarını, ruhsal ve bedensel sağlıklarının daha güçlü olduğunu gösteriyor.

Felsefeyle “İyi”leşmek çalışmamızda, Antik Yunan’dan Doğu felsefesine uzanan geniş bir çerçevede şu sorulara birlikte yanıt arıyoruz:

Nasıl düşünüyorum, nasıl hissediyorum ve bunları değiştirebilir miyim?

Sokrates’in sorgulama bilinci, Aristoteles’in “altın denge” ilkesi, Descartes ve Spinoza’nın akıl–duygu ilişkisi, Stoacıların “olaylar değil, onlara yüklediğimiz anlamlar bizi etkiler” yaklaşımı bu soruya ışık tutar.

Bu sorgulama yalnızca düşünme ve hissetme biçimlerimizi değil; değerlerimizi de kapsar:

Değerlerim neler ve gerçekten onlara göre mi yaşıyorum?

Doğru–yanlış ayrımını ne belirliyor?

Etik ile ahlak arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Kendim olmanın bedeli ve özgürlüğün sorumluluğu nedir?

Nietzsche’nin bireysellik çağrısı, Schopenhauer’in arzu–tatminsizlik döngüsü, Heidegger ve Sartre’ın varoluş anlayışı bu alanda güçlü içgörüler sunar.

Toplum beni nasıl şekillendiriyor ve ben buna nasıl yanıt verebilirim?

Beauvoir’ın özgürlük ve kimlik sorgusu, Foucault’nun iktidar analizi, Bauman’ın belirsizlik çağına dair değerlendirmeleri bu soruları derinleştirir.

Yaşamı akışta, uyumda ve bilinçle nasıl deneyimleyebilirim?

Konfüçyüs’te erdem, Lao Tzu’da uyum, Zen’de “şimdi” bilinci, Morita ve Naikan’da kabullenme ve şükran; Doğu geleneğinin yaşamla bütünleşen yönünü gösterir.

Bu çerçeve, yaşamın zorluklarını “hastalık–tedavi” ikiliğine indirgemek yerine onları büyüme, farkındalık ve dönüşüm fırsatları olarak görmemizi sağlar. Felsefe burada yalnızca bilgi değil; hepimizi olgunlaştıran, derinleştiren ve bilinçlendiren bir rehber niteliği taşır.

Eğer “sadece idare eden” biri olmaktan çıkıp, gerçekten iyi yaşamaya; kendinizi, duygularınızı ve yaşam yönünüzü bütünlüklü bir şekilde anlamaya hazırsanız, Felsefeyle “İYİ”leşmek sizin için yeni bir başlangıcın kapısını aralayabilir.