Duygusal şiddet

Duy

Duygusal şiddet

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Duygusal şiddete uğrayan insanları çoğu kez ilk bakışta tanımak mümkündür.
Dalgın gözleri çabuk dolar, hafif bir sesle konuşurlar.
Cümlelerinin arasına uzun sessizlikler girer.
Oturdukları yere yerleşmez, adeta ilişirler.

Genellikle iyi kalpli, zeki, nazik ve nitelikli insanlardır; ancak özgüvenleri zayıflamıştır.
Yaşadıklarını tanımlamakta zorlanır, çoğu zaman kendilerini suçlarlar.
Çünkü yaşadıkları şeyin adı konması zordur.

Duygusal şiddet; fiziksel şiddetten farklı olarak, yüz yerine kalbin darbe aldığı, kemikler yerine duyguların kırıldığı, beyin yerine benliğin sarsıldığı bir şiddet türüdür.
En zor yanı, sonuçlarının dışarıdan kolayca fark edilmemesi, açıkça suç sayılıp cezalandırılmasının güç olmasıdır.

Duygusal şiddet; korkutarak, aşağılayarak, tehdit ederek, sürekli eleştirerek, suçlayarak, hakaret ederek, hiç memnun olmayarak, sözel, sosyal, maddi ve bazen de fiziksel baskı yoluyla bir insanı kontrol altında tutmaktır.
Şiddeti uygulayan çoğu zaman, karşısındakine vicdani sorumluluk yükleyerek kendini haklı gösterir.

Bu şiddet; anne-babadan, diğer aile büyüklerinden, kardeşlerden, sevgili ya da eşten, eşin ailesinden, çocuklardan, yöneticilerden, arkadaşlardan gelebilir.
“Anne babanın kutsallığı, evliliğin dokunulmazlığı, ayıp, günah, yasak” gibi toplumda yaygın değerlerden beslendiği için de çoğu kez göz ardı edilir, hatta normalleştirilir.

Duygusal şiddet, insanın kendine güvenini, özsaygısını, kendilik değerini yavaş yavaş kemiren bir beyin yıkama sürecidir.
Ne kadar zeki, başarılı, çekici ya da becerikli olursa olsun, mağdur bir süre sonra kendini “yetersiz, aptal, beceriksiz, çirkin, suçlu, günahkâr, kirlenmiş” gibi hissetmeye başlar.

Bazı saldırganlar, duygusal şiddeti toplum içinde açıkça sergilemekten çekinmez.
Bazıları ise korkaktır; çoğu zaman yalnızken, mağdurun en savunmasız olduğu anlarda saldırır.
Dışarıya karşı ise son derece ilgili, sevgi ve sorumluluk dolu bir insan rolü oynar.

Pek çok farklı biçimde karşımıza çıksa da duygusal şiddet en sık üç yolla görünür:

  1. Saldırma
  2. Yok sayma
  3. Küçümseme
  1. Saldırma

Açık duygusal şiddet biçimidir.
İsim takma (aptal, geri zekâlı, şişko, sıska, çirkin ördek), bağırma, aşağılama, suçlama, sorumlu tutma, aşırı kıskançlık, emir verme, tehdit etme (terk etmek, parasız bırakmak, ailesiyle görüştürmemek, çocuklardan koparmak, dayak atmak, eşya kırmak, öldürmek vb.) bu gruba girer.

Şiddeti uygulayan, karşısındakini kendisiyle eşit ve bağımsız bir birey olarak görmez.
Aralarındaki ilişki, sağlıklı iki yetişkinin ilişkisi değil, baskıcı ve kontrolcü bir ebeveyn ile savunmasız bir çocuk arasındaki ilişkiye benzer.
Kim haklı, kim haksız, ne doğrudur, ne yanlıştır, ne yapılmalıdır; hepsine tek başına o karar vermek ister.
O, “en doğrusunu bilen”, akıl veren, karar veren ve ceza kesendir.

  1. Yok sayma

Şiddet uygulayan, karşısındaki insanı görmezden gelir.
Dinlemez, cevap vermez, küser, konuşmaz; kendisini ve sevgisini geri çeker.
Verdiği sözleri tutmaz, unutmuş gibi yapar.
Haber vermeden ortadan kaybolur, aramaz, sormaz.

Davranışları, mimikleri, ses tonu ile örtülü bir aşağılama hâli taşır.
Mağdur itiraz ettiğinde ise:
“Ben öyle bir şey söylemedim.”
“Neden bahsettiğini anlamadım.”
“Nereden çıkarıyorsun bunları?” diyerek her şeyi inkâr eder.

Bu durumda mağdur olan bitene anlam veremez, olayları kafasında birleştiremez ve çoğu kez kendini suçlamaya başlar.

  1. Küçümseme

Burada şiddet, çoğu zaman daha ince ve dolaylıdır.
Şiddeti uygulayan, yaşanan olumsuzluğu tümüyle reddetmez ama karşı tarafta yarattığı incinmeyi küçümser:

“Çok hassassın.”
“Abartıyorsun.”
“Amma da büyütüyorsun.”

Bazen bu saldırganlık, “yardım etme, yol gösterme, çözüm bulma” kılığına bürünür.
Sanki size şiddet uygulamaz; sadece “iyiliğinizi düşünüyordur(!)”

Mağdur iç çatışma yaşamaya başlar, hem kendinden hem hissettiklerinden şüphe eder.
Gerçeklik algısı bozulur; giderek kötü bir insan olduğuna ve aklını kaybetmeye başladığına inanmaya başlar.

Duygusal Şiddetin Sonuçları

Duygusal şiddet, doğru tanımlanıp ele alınmadığında, insanın yaşam sevincini yavaş yavaş öldüren, beden ve ruh sağlığını bozan çok ciddi bir şiddet türüdür.

Zamanla:

  • Sosyal ilişkiler, aile ilişkileri ve cinsel yaşam bozulur.
  • Sürekli yorgunluk, uykusuzluk, migren, yaygın ağrılar görülebilir.
  • Çeşitli organ hastalıkları ve beslenme bozuklukları (aşırı yeme veya hiç yememe) ortaya çıkabilir.
  • Uzun süren ve yoğun duygusal şiddet, insanı sürekli korku içinde yaşamaya ve “delirme” endişesine sürükleyebilir.

Depresyon, anksiyete, özgüven kaybı, utanç ve suçluluk duyguları, ölüm isteği ve intihar düşünceleri, madde ve alkol bağımlılığı gelişebilir.
Öfke kontrolü zorlaşabilir.

Maalesef mağdur, alıştığı için, duygusal şiddete eğilimli insanları eş ve arkadaş olarak seçmeye devam edebilir.
Şiddete eğilimli kişiler de özgüveni zayıf, kırılgan insanları “kolay hedef” olarak görebilir.
Acı olan, bir süre sonra mağdurun da duygusal şiddeti benimseyip başkalarına uygulamaya başlamasıdır.

Duygusal Şiddet Zincirini Kırmak İçin

  1. Sorumluluk alın

Mağdursanız, duygusal şiddetin sürmesinde kendi rızanızın ve sessizliğinizin de payı olduğunu kabul etmelisiniz.
Başınıza gelenlere başkaldırmak sizin sorumluluğunuzdur.

Boyun eğdiğiniz, görmezden geldiğiniz, sineye çektiğiniz her davranışı fark etmeli ve bunları değiştirmeye niyet etmelisiniz.
Bunu açık ve net bir biçimde karşınızdaki kişiye de göstermeniz gerekir.

Mevcut durumu sürdürmenin bedelinin hem bugün hem de gelecekte çok ağır olabileceğini unutmamalısınız.
Kişinin en büyük yardımcısı ve kurtarıcısı, yine kendisidir.
Kendine yardım etmeye razı olmayan kimseye kimse yardım edemez.

  1. Gelişin ve özgürleşin

Kültürel, duygusal, sosyal açıdan gelişmiş ve ekonomik olarak bağımsız bir bireye duygusal şiddet uygulamak daha zordur.
Yine de böyle bir durum ortaya çıksa bile, kendi ayakları üzerinde durabilen birinin zincirlerini kırıp yaşamını yeniden kurma şansı çok daha yüksektir.

Çıkış yolları kapanmış mağdurlar, yalnızca kendi sağlıklarını değil, ailelerinin ve toplumun sağlığını da tehdit eder.
Bu nedenle gelişmişlik ve özgürlük hem bireysel hem toplumsal sağlık için hayati önemdedir.

Kendinizi geliştirin; ne pahasına olursa olsun sosyal ve ekonomik bağımsızlığınızı kazanmaya çalışın.

  1. Uzman desteği alın

Ağır özgüven kaybı ve kafa karışıklığı, sorunu tek başına çözmenizi zorlaştırabilir.
İlişkiler ve iletişim konusunda donanımlı bir uzmanla çalışmak, süreci daha sağlıklı yönetmenize yardımcı olur.

Ancak unutmayın: Bu süreçte elde edeceğiniz başarı, büyük ölçüde sizin gerçeği fark etme, değişmeye niyet etme ve baskıya direnme kararlılığınıza bağlıdır.

Şiddeti uygulayan kişi, geleneksel değerleri arkasına alarak haklılığını ispat etmeye çalışabilir.
Size değil kendisine değil, sizin yardıma ihtiyaç duyduğunuzu iddia edebilir.
Sizi, ailenizden ve çevrenizden kopararak yalnız ve bağımlı bırakmaya çalışabilir.

Sonuç Olarak

Duygusal şiddet çoğu zaman en yakınımızdaki, en çok sevdiğimizi sandığımız insanlardan gelir.
Dışarıya karşı bilgili, eğitimli, uygar, ilgili ve sevecen görünen biri; evin içinde en ürkütücü duygusal şiddet fırtınalarını estirebilir.

Saldırganın her konuda çifte standardı vardır:
Kendisi kızabilir, yorulabilir, üzülüp tepki verebilir; siz aynı şeyleri yaptığınızdaysa “huysuz”, “abartılı”, “problem çıkaran” olursunuz.
Sizi tahrik ettikten sonra, verdiğiniz tepkiyle alay bile edebilir.

Bazen düzgün davranarak “her şey düzeldi” duygusu yaratır, sonra eski şiddet döngüsüne geri döner.
Bu, mağduru kendine bağlayan çok etkili bir taktiktir ve mağdurun uyanık olması gerekir.

Böyle insanlar çoğu zaman ne sizi sever ne de kendini.
Sevme becerileri yeterince gelişmemiştir.
Çoğunun çözülmemiş iç çatışmaları, bazılarının ağır kişilik bozuklukları vardır.

İnsanlar arasında anlaşmazlık kaçınılmazdır; ancak sağlıklı ilişkilerde sorunlar, duygusal şiddete başvurmadan; akıl, saygı ve sevgiyle çözülür.

Seven insan özenlidir.
Sevdiği insanın duygularına ve ihtiyaçlarına duyarlıdır.
Sizi gerçekten seviyorsa:

  • Sizi dar bir alana hapsetmez,
  • Özgüveninizi ve yaşam coşkunuzu öldürmez,
  • Sizi sürekli utanç ve suçluluk duygusuna sürüklemez,
  • Yolunuzu açar, güçlenmenize ve gelişmenize destek olur.

Unutmayın:
Duygularınıza saldırılabilir, ruhunuz incinebilir, şiddete maruz kalabilirsiniz.
Ama onurunuz, siz teslim etmedikçe, hiç kimse tarafından elinizden alınamaz.

“Tüm Hakları Saklıdır”

Yorumlar devre dışıdır